Fatih Terim veda ediyor…

10 Ekim 2009 Yazan yceylan  
Kategori spor

Milli Takımlar Sorumlusu Fatih Terim, 2-0′lık Belçika yenilgisi sonrası yaptığı açıklamada, ”Bursa’daki Ermenistan karşılaşması veda maçım olacak” dedi.
Fatih Terim, karşılaşma sonrası düzenlenen basın toplantısında, Türk Milli Takımı’nın sorumlusu olarak, hiçbir zaman bir başkasını, özellikle oyuncularını asla suçlamadığını belirterek, ”Bir grup (Terim istifa), bir grup (İmparator) diyor.
Devamını oku

VN:F [1.9.3_1094]
Rating: 10.0/10 (1 vote cast)
VN:F [1.9.3_1094]
Rating: +1 (from 1 vote)

İçinde Allah geçen oyunların ünlü oyuncusu

25 Temmuz 2009 Yazan yceylan  
Kategori EĞiTiM

Abdullah Kars 80′li yılların ünlü tiyatrocularından biriydi. 1938 doğumlu olan Kars, 1985′e kadar süren aktif tiyatroculuk hayatında Hz. Ömer’in Adaleti, Yunus Emre, Duaların Gölgesinde, Fedakâr Subaylar Kore’de, Ashab-ı Kehf, Şeyh Şamil, Onlar Böyleydi, Yazılamayan Eser ve Derman Dert Babası gibi oyunları 14 bin kez sahneledi.

Kendisinin yazdığı, yönettiği ve oynadığı Hz. Ömer’in Adaleti adlı oyunu Anadolu’nun neredeyse her ilinde 2 bin 55 kez sahneledi. 1984′te Almanya’nın farklı şehirlerinde 55 kez sahnelenen bu oyun için 20 bin kişilik boğa güreşlerinin yapıldığı arenalar dolup taştı.

Şöhretin bu şaşaalı günlerinde İslamî kesimin ünlü yazarı Şule Yüksel Şenler ile evlenen Kars’ın hayatı 5,5 yıl süren evliliğinin sonucunda değişti. Evliliği boşanma ile sonuçlanınca tiyatrodan uzaklaştı, kendi deyimiyle soğudu. Hayranları bu ayrılıktan büyük üzüntü duydu. Fatih Çarşamba’da boşandığını duyan bir kişi düşüp bayıldı mesela. Şule Yüksel’den ayrıldıktan sonra üzerindeki kamuoyu baskısı artan Kars, yavaş yavaş turneleri bıraktı. İstanbul kendisine dar gelince yeniden evlendi ve İzmir’in Torbalı ilçesi Ortaköy mevkiinde 24 yıl sürecek bir inzivaya çekildi. Kars, seyircilerinden gelen talep üzerine bu yıl tekrar tiyatroya dönmeye karar verdi. Şubat ayında İzmir’de ilk kez sahneye çıkan oyuncu, 17 kişiden oluşan İbret Sahnesi Tiyatro Grubu ile şimdi de Anadolu turnesine hazırlanıyor. Daha yola çıkmadan 118 yerden teklif almış. Konya, Ordu, Trabzon Erzincan, Erzurum’daki seyircileriyle buluşacağı için çok memnun olduğunu söyleyen Kars, Hz. Ömer’in Adaleti’ni yine yurtdışında da sahnelemeyi planlıyor.

Necip Fazıl Kısakürek’in çok sevdiği bu usta oyuncuyu hafta sonu Torbalı’daki evinde ziyaret ettik ve eskiye dair pek çok anıyı paylaştık. Kısakürek’in kendisine özel dört eser kaleme aldığını söyleyen Kars, “Ben 12 yıl Üstad ile çalıştım, o oyun yazdı ben sahneye koydum. Üstad’ın yazdığı oyunlara epey para verdim.” diyor.

İşte Kars’ın 4 yaşında başlayan oyunculuk serüveninden kesitler…

Tiyatroya 4 yaşında başladı

1960, 70 ve 80′lerde star olmak kolay değildi. Çünkü o yılların Türkiye’si, sağ ve sol görüşlerin mücadelesine sahne oluyordu. Yaşamlar çok ucuzdu, insanlar olgunlaşamadan ölüp gidiyordu. O günlerde sol kendi liderlerini çıkartırken sağ da mevziini almakta gecikmedi. Toplum ikiye bölünürken her iki taraf kendi liderlerini sahneye sürdü. Sağın fikir önderlerinden biri de Necip Fazıl Kısakürek’ti. Muhafazakar kesim kendi kimliğini usta şairin şiirlerinde buldu. Bir de tiyatroda… Halkın tiyatroya gitmediği o dönemde öyle biri vardı ki, köydeki vatandaşı 30 km yürütüp tiyatro izletmeyi başardı.

Abdullah Kars, doğum yeri olan Kayseri’nin Güzelsu köyünde yapılan bir düğünde, henüz 4 yaşındayken ilk kez sahneye çıktı. Oynadığı rolde gözyaşlarını tutamayınca köy öğretmeni tarafından keşfedildi. O günden beri tiyatroya büyük aşk duyan Kars, Ankara İlahiyat ve Güzel Sanatlar Fakültesi olmak üzere iki üniversite bitirdi. Yıllarca kendi yazıp yönettiği ‘Hz. Ömer’in Adaleti’ adlı oyunu ile ‘İslamî tiyatro’ kavramını oluşturdu. Yaz tatillerinde arkadaşlarıyla kurduğu tiyatro ekibiyle turnelere çıktı. “İslam’da tiyatro olur mu, olmaz mı?” tartışmalarının çıkmasına neden oldu. Diyanet’ten fetva alınca 4 yıl boyunca bütün Türkiye’yi gezdi.

Türk tiyatrosunda rekor kırdı

Necip Fazıl’ın eserlerinin kabul görmediği bir ülkede onun oyunculuğu da akreditasyona kurban gitti. Muhsin Ertuğrul, Necip Fazıl’a, “Senin tiyatro eserlerinde Allah’tan, Peygamber’den başka bir şey geçmiyor, nasıl Devlet Tiyatroları’nda sahne verebilirim ki?” demesi üzerine Üstad, “Ben sana öyle bir eser yazacağım ki Allah ve Peygamber geçmeyecek. Ancak onları anlatacak.” der ve Reis Bey’i kaleme alır. Tabii Muhsin Ertuğrul, oyunun yine Devlet Tiyatroları’nda sahne almasına izin vermez. İşte devir böyle bir devirdir.

Necip Fazıl oyunu çok beğendi

Abdullah Kars’ın, yazdığı eserlerle Türk tiyatrosuna büyük emek veren Necip Fazıl Kısakürek ile tanışması da ilginç olur. Milli Türk Talebe Birliği’nin Ankara’daki salonunda ‘Hz. Ömer Adaleti’ni oynayacaktır, salon tıklım tıklımdır. O gün aynı salonda Necip Fazıl da bir konferans verecektir. Bu kalabalığın nedenini sorması ile Abdullah Kars’la tanışma süreci başlar. Üstad oyunu çok beğenir.

Necip Fazıl ile tanıştıkları gün, Üstad’ı Yunus Emre oyununu yazdırmaya ikna ettiğini söyleyen Kars, “Oyunun ardından beni çağırdı. ‘Benden ne istersin?’ dedi. Yunus Emre’yi yazmasını istedim. Daha sonra aradı, oyunu yazdığını söyleyip ‘Piyesi, Neslihan’a (Kısakürek’in eşi) okudum, gözpınarları kurudu. Gel eseri al.’ dedi. O gece benim için sabah bir türlü olmadı.” diyor. Abdullah Kars, 4 bin liraya anlaştığı oyun için Fazıl’ın kendisinden 60 bin lira aldığını söylüyor.

Kadir Mısıroğlu, oyunuma engel oldu

Üstad’ın daha sonra ‘İbrahim Ethem’i kaleme aldığını belirten Abdullah Bey, bu oyunu da 2 bin kez oynadığını anlatıyor. Üstad’dan tek sahnelik bir oyun yazmasını isteyen Kars, bu kez onun ilk komedi oyunu olan ‘Püf Noktası’nı kaleme aldığını aktarıyor. Abdullah Kars, Püf Noktası’nı Necip Fazıl’dan telifini ödeyip almış. Ancak bu oyunu hiç sahneleyememiş. Sebep olarak ise Kadir Mısıroğlu’nun kendisine engel olmasını gösteriyor. Necip Fazıl, Abdullah Kars için Yunus Emre, Püf Noktası, İbrahim Ethem ve Mukaddes Emanet olmak üzere dört eser kaleme aldı.

Zeki Müren’in adını sildirdi

Zeki Müren’in sahneye çıktığı İzmir’deki ünlü Kazablanka Gazinosu’nu bir işadamının çocuğunun sünnet töreni sebebiyle kapatır. Kars, Hz. Ömer’in Adaleti’ni törende oynar. Büyük ilgi görür. “Gazinonun sahibi Yüksel Bey, oyunu burada sahnelemem için benimle anlaşmak istedi.” diyen Kars, “Neon ışıklı tabeladan Zeki Müren’in adının silinip yerine Hz. Ömer’in Adaleti yazısını yazmalarını istedim.” diyor. Teklifi gerçekleşir ve oyun burada 60 kez kapalı gişe oynar.

Tiyatro seyircisinden çiçekli çek

Devlet Tiyatroları’nın sinek avladığı dönemlerde o sahnesinde ilginç olaylara tanık olur. Anadolu turneleri o kadar etkili olur ki, Afyon’da ve birçok yerde bazı kişiler, Abdullah Kars’ın geleceğini söyleyerek piyasadan kapora toplamaya başlar. Bunun üzerine ünlü oyuncu, gazetelere ilan vererek bu sorunu çözer. Şöhretinin zirvesindeyken seyirciden çok farklı destekler aldığını söyleyen Kars, bakın neler aktarıyor: “Zonguldak Kilimli’deki bir oyundan sonra yanıma biri geldi. Elinde üzerinde çok büyük meblağ yazılı bir çek vardı. Vermek istedi, kabul etmedim. Ancak 22 ilde oynanacak oyuna sponsor olmasına razı ettim. Yine benzer olay başka bir turnede başıma geldi. Biri ben sahneden inmeden çiçek göndermiş. ‘Bu parayı bu tür oyunlarda kullanın’ yazısı vardı. Baktım notun yanında boş bir çek var. Hemen salonun kapılarını kapattırdım. Adamı bulup parayı iade ettim.”

Allah’ım benim kalan ömrümü şu adama ver!

Bir defasında seyirci salondan ayrılmıyor. Oyun bitti ancak Akşehirliler hâlâ oturuyor. O zamanlar Hekimoğlu İsmail’in benim için kaleme aldığı Yazılamayan Eser adlı tek kişilik oyununu sahneliyorum. Sürekli şiir okumamı istiyorlar. Ben de gitmeleri için, “Var mısınız sabaha kadar oturmaya?” dedim. Birisi sahneye çıkmak istedi, kabul ettim. “Allah’ım benim kalan ömrümü şu adama ver.” dedi. Hemen müdahale ettim: “Amin demeyin.” dedim. Adam, ağır ceza reisiymiş.

Bursa’daki oyunda 27 kişi hastanelik oldu

Ekibime ‘seyirciyi heyecanlandıralım’ dedim. Oyunumuzu çok iyi bir performansla sergiledik. Sonra biz sahnedeyken insanlar bir bir bayılmaya başladı. Bursa hastanelerine kaldırıldılar. Doktorlar ve hemşireler, bunun sebebini öğrenmek için ertesi günü bizim oyunu izlemeye geldi.

Ayağımdan vurdular ama oyunu bırakmadım

Her oyunda farklı engellerle karşılaştık. Bir defasında Keçiborlu kaymakamı, bize izin vermedi. “Önce bana oynayacaksınız; uygun bulursam izin vereceğim.” diye tutturdu. Bunun mümkün olmayacağını söylememe rağmen kabul ettiremedim. İzledikten sonra çok beğendi. Sonra kendisi vali olduktan sonra, “Solcular seni vuracak, oyun oynamayı bırak.” dedi. 20 gün sonra Tavas’ta ayağımdan yaraladılar. Ben önemli bir şey yokmuş gibi sahneyi terk etmedim. Ayağımı önemseseydim, o salonda çok kan dökülecekti.

VN:F [1.9.3_1094]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.3_1094]
Rating: 0 (from 0 votes)

Trabzon yönetimi, Tekke’den korkuyor

01 Temmuz 2009 Yazan yceylan  
Kategori spor

Trabzon yönetimi, Tekke’den korkuyor

Sezon hazırlıklarını Isparta Davraz’da sürdüren Trabzonspor’da yönetimin değilse bile camianın gündeminde eski takım kaptanı Fatih Tekke’nin geri dönmesi birinci sırayı alıyor. 3 sene önce 7,5 milyon Euro gibi rekor bonservis bedeliyle Rus Zenit takımına transfer olan golcü futbolcunun, son olarak kulübü tarafından kadro dışı bırakılmış olması Trabzonspor taraftarının umutlarını iyice artırdı.

Genelde herhangi bir konuda ittifak sağlamanın çok zor olduğu Trabzon cephesinde Fatih Tekke’nin geri dönmesi yolunda büyük oranda camia hemfikir görünüyor.

Geçtiğimiz hafta boyunca Faruk Özak’tan eski futbolculara ve yerel basının önemli kalemlerine kadar hemen herkes tarafından “kral”ın muhtemel eve dönüşünün faydaları anlatıldı. Trabzonspor taraftarları da haftalardır Fatih’in geri dönmesi konusunda yoğun bir kampanya yürütüyor. Trabzonsporlu taraftarların buluşma adreslerinden Bordomavi.net’te açılan ankette 11 binin üzerinde kullanıcının yüzde 90′lara varan desteği mevcut. Fatih Tekke’ye yönelik bu ilginin sebeplerinin hem duygusal hem de rasyonel karşılıklarını bulmak mümkün. Öncelikle Fatih Tekke altyapıdan bu güne yaşadıkları ve yaşattıkları ile Trabzonspor’da “bayrak futbolcu” olma özelliğini hak etmiş bir isim. Yani bir anlamda futbolu bırakmamış bir Hakan Şükür ortalama bir Galatasaraylı için ne ifade ediyorsa Fatih için aynı şeyleri Trabzonsporlu düşünür. Geçmişe bakıldığında en verimli olduğu dönemde boş mukaveleye imza atmış, sakat sakat oynamış, giderken de herhangi bir yöneticinin verebileceğinden çok daha fazla para kazandırarak gitmiş bir Fatih Tekke profili var ortada.

Bunun yanında geçen sene en fazla gol pozisyonuna girmesine rağmen gol sıkıntısı yüzünden şampiyonluğu kaçırmış bir takım. Üstelik orta sahanın gol üretkenliğine katkıda bulunması için elzem olan forvetlerin top saklama özelliği de halihazırda takımda görülen en önemli eksiklik. Bütün bunlar Fatih konusunda ortaya çıkan büyük baskı ve ittifakın sebeplerinin özeti gibi. Şimdilik bu ittifaka çekimser yaklaşan tek birim ise Trabzonspor yönetimi gibi görünüyor. Gerek Başkan Sadri Şener, gerekse Asbaşkan Hayrettin Hacısalihoğlu’nun son açıklamaları Rus kulübüne yönelik pazarlık gücünü artırma hamlesi değilse yönetimin Fatih Tekke konusunda çekinceleri olduğu sonucuna varmak mümkün. Bugüne kadar gurbetçi Zafer Yelen, Manisaspor’un GS altyapısından yetişme sol beki Ferhat, Gençlerbirliği’nden Engin ve Belediye’den Tjikuzu gibi isimleri yeni hocanın onayı olmadan transfer eden Trabzonspor yönetiminin Fatih söz konusu olduğunda hocanın onayını gündeme getirmesinin başka açıklaması yok gibi görünüyor.

Ocak ayında Rus kulübü ile sözleşmesi sona erecek olan Fatih Tekke’nin maksimum 2 milyon Euro gibi bir rakama transfer edilebileceği söylenirken yönetimin böylesine ağırdan almasının sebebi ise biraz geçen yıl temelleri atılmış olan takımın yapısında gizli. Rubin Kazan’ın yıllık 2,5 milyon Euro önerdiği; ancak Bordo-Mavili takıma 1,4 milyon imza atmaya hazır olan Fatih Tekke gibi baskın karakterli bir futbolcunun, oluşan “kolej takımı” havasını bozacağı endişesi, henüz dillendirilmese de yönetimin en büyük çekincesi. Hemen her yıldız futbolcu gibi Fatih de idare edilmesi zor oyunculardan biri. Ancak futbolun değişmeyen kuralı da zor maçların zor oyuncularla kazanıldığı… Tabloya bakıldığında Trabzonspor’un yaklaşan kongresi de hesaba katılırsa önümüzdeki günlerin Fatih konusunda ne getireceğini söylemek güç. Ancak bir gerçek var ki; “Sultan Tekke”nin dönmesi halinde Trabzonspor taraftarı yeni sezona hem daha umutlu girecek hem de tribünleri daha da renklendirecek. ZAMAN

VN:F [1.9.3_1094]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.3_1094]
Rating: 0 (from 0 votes)

Altı asır Cihana hükmedenler

24 Mayıs 2009 Yazan yceylan  
Kategori EĞiTiM, MANSET

Padişahlar her zaman tartışmalara konu oldu bu tartışmalar padişahlara hakarete kadar uzandı.

Kimilerince padişahlar cahil ve halkı sömüren yöneticiler olarak tasvir edildi kimilerine göre de “Fatih, Yavuz ve Kanuni” dışındaki sultanların hiçbir şeyden anlamadığı ima edildi. Zaman zaman gündeme gelen Vahdettin “hain miydi, değil miydi” tartışmaları da işin cabası.

“Bizler Devlet-i Aliyye tahtının sahibi değil ancak misafirleriyiz.” Düşüncesiyle kaleme alınan yepyeni bir padişahlar biyografisi ülkemizde sultanlar ile alakalı bazı ezberleri bozacak gibi gözüküyor. Sultan II. Abdülhamid’in “Dünyada insaniyete edilen hizmet zayi olmaz. İnsanın dünyada bırakacağı ancak iyilik ve namdır.” sözüyle başlayan Salih Gülen tarafından kaleme alınan “Tahtın Kudretli Misafirleri Osmanlı Padişahları” isimli eser Yitik Hazine Yayınları tarafından piyasaya sunuldu. Eserde Osmanlı padişahlarının bütün bir cihana “one minute” deyişleri gözler önüne seriliyor. Eser hakkında yazarı Salih GÜLEN’le kısa bir röportaj yaptık.

Kitabınızı diğer padişah biyografilerinden ayıran en mühim özelliği nedir?

Piyasadaki padişah biyografilerinde bakış açısı umumiyetle padişahların asker kimlikleri üzerinde yoğunlaşıyor. Buradan hareketle de başarı veya başarısızlık kararı veriliyor. Bu kitapta padişahları, bir sultan, bir halife, bir baba, bir eş olarak ele almaya çalıştım. Bir lider bir komutanın ötesinde bir insan olarak… Ve karşımıza Osmanlı medeniyeti inşa eden dâhi devlet adamları, dev şairler, usta bestekârlar, muhteşem hattatlar, başarılı sporcular, meşhur müzisyenler kısacası bir medeniyetin mimarları çıktı.

Biz Osmanlı padişahlarının savaşçı olanlarını daha mı çok seviyoruz?

Savaşçı olarak değil de çok başarılı olanları çok seviyoruz. Burada savaşçı Osmanlıları, Persler, Moğollar gibi istilacı yahut, İngilizler, İspanyollar gibi sömürgeci olarak göstermek tarihi gerçeklerle çok uyuşmaz. Osmanlı yüksek bir medeniyettir ve gittiği yerlerdeki medeniyetlere de saygı duyar. İnsanlığın ortak mirasına büyük katkılar yapmıştır. Padişahların muhteşem olanlarını sevmemiz gayet normal, Osmanlı halkı da padişahlarını muhteşem görmek ister. Padişahların kıyafetlerini ve fotoğraflarını incelediğimizde boylarının yaklaşık 1.70 1.75 civarında olduğunu tahmin ediyoruz. Ancak ihtişamlı cepkenler ve görkemli bir kavukla hele hele gövdeleri de bacaklarından uzun olduğundan muhteşem atların üzerinde muhteşem
bir görüntü çizdikleri malum.

YAVUZ’A DİĞER PADİŞAHLAR DA HAYRANDIR

Padişah denilince akla neden sadece Fatih, Yavuz ve Kanuni geliyor?

Bu algı biraz da aldığımız eğitimle alakalı tarih galiplerin üzerinden yazılır. Gerçekten Fatih, Yavuz ve Kanuni; dünya tarihini etkileyecek güçte padişahlar ve çok başarılı kumandanlar, cihana “one minute” diyebilen sultanlar. Yavuz gibi bir büyük karizmanın diğer dönemleri de etkilediği muhakkak. Pek çok Osmanlı padişahı zaten Yavuz’a hayrandır. Mutlaka türbesine ziyaretine giderler, Yavuz’un kıssaları nesilden nesle aktarılır. Devleti onun devrindeki muhteşem günlere taşımak, hazineyi onun gibi doldurmak çoğu padişahın hedefidir. Ancak bütün Osmanlı padişahlarının üç padişahın gölgesinde kalmasını şahsen çok doğru bulmuyorum. Otuz altı padişahın dönemlerinde ve icraatlarında öğrenilmesi gereken çok hususlar olduğu kanaatindeyim. Biraz daha okuyabilirsek hayranlık duyacağımız çok daha fazla padişah çıkacaktır.

Bir padişahın çok başarılı olması devletin başarısı için yeterli mi?

Hayır. Bu husus genellikle gözden kaçıyor. Devlet idaresi kolektif bir iş, bir ekip çalışması, moda tabiriyle bir takım oyunudur. Sadece bir tek padişahın devlet içinde yapabilecekleri oldukça sınırlı… Milyonlarca kilometrekareye yayılmış dev bir imparatorluktan bahsediyoruz. Sonraki padişahların devirlerinde Fatih’in, Yavuz’un, Kanuni’nin ekiplerinin yetişmediği gerçeği de göz önünde bulundurmak gerek. Yoksa I. Ahmed, II. Osman, IV. Murad, II. Mustafa, II. Mahmud, II.Abdülhamid gibi karakter olarak Kanuni’den çok da eksiği olmayan padişahlar geldi, lakin onların Kanuni’nin sahibi olduğu bürokratları, alimleri, orduları hiç olmadı.

Osmanlı padişahlarının tamamının hayatını yazan biri olarak sizi en çok etkileyen padişahların kim olduğunu sorsak

Başta altın zincirin on halkası olarak bilinen ilk on padişah olmak üzere Sultan I. Ahmed, II. Osman, IV. Murad, II. Mustafa, III. Ahmed, I. Abdülhamid, III. Selim, II. Mahmud, Abdülaziz, II. Abdülhamid, Mehmed Reşad hayatlarıyla en çok dikkatimi çeken padişahlar.

Çok fazla saymadınız mı?

Şahsi hataları elbette olabilir. Lakin otuz altı padişahın tamamını iyi niyetli, en az otuzunu her şeye rağmen başarılı buluyorum.
Eserde görselliği ön planda tutmanızın özel bir sebebi var mı?
Görsellerin gücünü yazı ile vermek mümkün değil. Padişahların yaşadıkları mekânları, yaptırdıkları eserleri, mühim hadiselerden görüntüleri vererek tarihi, masaldan gerçekliğe dönüştürmeye çalıştık. Fotoğraflara dikkatli bakıldığında sarayların camiler yanında çok küçük kaldığı, Osmanlı medeniyetini izlerinin yıllara meydan okuduğu, çok mütevazı mekânlardan dünyanın idare edildiği çok daha güzel görülecektir. Özellikle üç Osmanlı başkentini (Bursa Edirne ve İstanbul) bu nazarla sayfalara taşıdık. Bazı görsellerin bu eser vesilesiyle ilk defa gün yüzüne çıkmış olmasından dolayı mutluyuz.

Padişahların çoğu bilinmeyen pek çok özelliğine yer veren “Tahtın Kudretli Misafirleri Osmanlı Padişahları” kitabı şimdiye kadar yayınlanmamış, gravür, minyatür ve fotoğraflar kitabı süslüyor böylece padişahların nazarından Osmanlı tarihine bakarken bir yandan da en renkli okumalar yapmak mümkün oluyor. Yayınevi yetkilileri eserin İngilizceye çevirisinin tamamlandığını Arapça çevirisinin ise sürdüğünü haber verdiler. Herkese ulaşılabilmesi için kitap 18 lira kampanya fiyatı ile piyasaya arz edildi.

ESERDEN PASAJLAR
HANEDAN TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN BAŞARISINA DUACI

“Tahtın Kudretli Misafirleri Osmanlı Padişahları” kitabına takdim kaleme alan Sultan V. Murad ve Sultan V. Mehmed Reşad’ın torunu Şehzade Osman Osmanoğlu yazısında hiçbir padişahın hain olamayacağını belirtiyor:“Kimilerinin iddia ettiği gibi hiçbir padişah; kendi devletinin, mensubu bulunduğu milletin, inandığı dinin aleyhinde çalışmış değildir. Bu gelenek saltanatın kaldırılmasının ardından zorunlu olarak başlayan diyar-ı gurbet zamanlarında da devam etmiş ve hiçbir hanedan mensubu Türk devletini zor durumda bırakacak faaliyetler içinde yer almamıştır.”
Osmanoğlu yazısının ilerleyen kısmında da hanedan ailesinin Türkiye’nin başarılı olmasını temenni ettiğini belirtiyor. “Bugün hanedan mensuplarının bazıları yurt dışında bazıları da Türkiye’de yaşamaktadır. Mühim bir kısmı Türk vatandaşı olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’ndan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya sahnesinde söz sahibi güçlü bir devlet olması ailemiz üyelerinin ortak temennisidir.”

PADİŞAHLARDAN ANEKDOTLAR

Osman Gazi: Osman Gazi’nin Bizans’a karşı yürüttüğü fetih po­litikasında iki temel prensibi vardır: gaza ve istimAlet (meylettirme, gönül kazanma). Burada gaza, düşman ordularını mağlûp ederek yeni topraklar fethedilmesini, istimalet ise bu fethin gönüllerde gerçekleşmesini sağlama çabasıdır.

Orhan Gazi: Yetmişli yaşlarına dayandığı bir dönemde çok sevdiği büyük oğlunu kaybeden Orhan Gazi’yi bu haber âdeta yıkar. Devlet işleriyle Şehzade Murad’ın ilgilenmesini isteyerek bir kenara çekilir ve birkaç yıl sonra muhtemelen Bursa’da vefat eder.

I. Murad: Kosova Savaşı neticesinde I. Murad’ın şehid olduğu haberi Hristiyan dünyasında büyük bir memnuniyetle karşılanmıştır. Savaş meydanlarının yenilgi tanımayan bu hükümdarının artık kendileri için tehlike olmaktan çıkması Bizans İstanbul’unda, Paris’te büyük sevinç meydana getirmiştir.

Çelebi Mehmed: Karakter olarak sakin yaradılışlıydı, öfkesini dizginlemesini bilen, ciddî ve kararlı bir insandı. Sağlam duruşu devlet adamlarına ve ordusuna güven verirdi. Çok iyi silah kullanır, savaşlarda en ön saflara kadar gitmekten çekinmezdi. İştirak ettiği yirmi dört savaştan kalan kırktan fazla yarası olduğu rivayet edilir.

II. Murad: 1432’de Edirne’ye gelen Seyyah Broquiere, “Le voyage d’outremer” isimli eserinde, padişahın kudretini şöyle tasvir etmektedir: “Söylendiğine göre o, savaştan hoşlanmaz. Bana da öyle görünüyor; zira elindeki kuvvetleri ve büyük geliri kullanmak istediği takdirde, Hristiyan âleminden gördüğü az mukavemet göz önüne alınırsa Avrupa’nın büyük bir kısmını fethetmek onun için işten değildir.”

Fatih Sultan Mehmed: 1444 -1446 arasındaki iki yıllık saltanatı genç sultan için büyük bir tecrübe olmuş, iktidarı elde etme, askere hâkim olma, devlet yönetiminde otorite sağlama gibi pek çok hususta kendini yetiştirmiş ve tahta çıktığı vakit zihnen İstanbul’un fethine yakın bir hükümdar olarak planladığı düşüncelerini hayata geçirmiştir.

II. Bayezid: Avrupa’daki bazı sanatçılarla temas kurmuş, Leonardo Da Vinci, padişa­ha yazdığı ve bugün Topkapı Sarayı Arşivinde bulunan bir mektupta Haliç’e ve Boğaz’a bir köprü yap­maya hazır olduğunu bildirmiş, yine Michelangelo da köprü projesini duyunca bir ara İstanbul’a gelme­yi istemiş, ancak bu projeler ger­çekleşmemiştir.

Yavuz Sultan Selim: Kendi için köşk, yalı vs. yaptırmayarak her zaman hazinenin dolu olmasına çalışmıştır. Az konuşur ve az güler, konuşurken bazı kelimeleri birkaç defa tekrar eder. Şiir yazacak derecede Arapça ve Farsçaya hâkimdir. Şair, filozof ve âlim bir padişah olan Yavuz Sultan Selim, Osmanlı padişahları içinde ilim yönünden en ileri padişahlardan sayılır.

Kanuni Sultan Süleyman: Vazife taksimatında isabetli kararları, işi ehline vermesi, başarılı bir ekip kurması ve adam yetiştirme kabiliyeti sayesinde sadece kendi devrinde değil, oğlu ve torunu dönemlerinde de devlet işleri başarılı bir şekilde sürdürülmüştür.

II. Selim: Padişah İstanbul’dan ziyade Edirne’yi sever. Bu yüzden de yaptırdığı muhteşem cami, başkenti değil Edirne’yi süslemektedir. Saltanatının büyük kısmı Topkapı Sarayı’nda geçse de burada sadece Hünkar Hamamı’nı ve mutfakları yeniletmiştir. Mimar Sinan gibi dâhi mimara sarayda yeni köşkler yaptırmaktansa Selimiye gibi bir ihtişam abidesi diktirmeyi tercih eder.

I.Ahmed: Ayasofya’nın karşısına Osmanlı estetiğinin bir şaheseri olarak Sultan Ahmed Camii’ni yaptırmıştır. Temel atılırken padişahın da bizzat altın bir kazma ile çalışmaya katıldığı cami, müştemilâtı ile birlikte büyük bir külliye şeklinde inşa edilmiştir.

IV. Murad: Atlara çok düşkün olan Sultan IV. Murad, Has Ahur’a çok ehemmiyet vermiştir. Şair Nef’i’nin meşhur Kaside-i Rahşiyye’sinde anlattığı Sultan’ın atları, Dağlar Delisi, Ağa Alacası ve Tayyar bu ahırlarda yetiştirilmiştir. Sultan IV. Murad’ın vefatı üzerine eski bir Türk geleneği olarak Has Ahur’dan sultanın üç atı cenazenin önünde eyerleri ters bağlanmış olarak Topkapı Sarayı’ndan Sultanahmet Camii’ne kadar yürütülmüştür.

Sultan İbrahim: Sultan İbrahim için “deli” lâkabını II. Meşrutiyet döneminin bazı tarihçileri ortaya atmıştır. Oysa padişah amcası Sultan I. Mustafa gibi değildir. Çocukluğunda yaşadığı sarsıntıların etkisinde kalıp ruhî bunalımlar yaşamış ve psikolojik rahatsızlıklar içinde kalmıştır. Kendisi de bu durumundan memnun değildir ve yazdığı hatlarında mizacının bozuk olduğundan, başının çok ağrıdığından, başına duman gibi bir şeyin çöktüğünden, baygınlık geçirdiğinden ve içinin daraldığından bahseder. Ruhî sıkıntılarına rağmen devlet işleriyle ilgilenmeye çalışır, divan toplantılarını takip eder, kararlarını inceler.

II. Mustafa: Osmanlı tarihinde ordunun başında sefere çıkan son Osmanlı padişahı olarak yer edinir. Tahta çıkışının üçüncü gününde “Zevk, sefa ve rahatı kendimize haram eylemişizdir.” diyen padişah Zenta yenilgisine kadar (1697) savaş fikrinde olmuştur.

I.Mahmud: 18. yüzyılda Osmanlı Devleti’ne en son parlak dönemini yaşatan Sultan I. Mahmud, izlediği başarılı dış politika ve yaptığı başarılı antlaşmalarla kendinden sonra gelecek padişahlara Doğu’da ve Batı’da yıllarca sürecek bir barış dönemi bıraktı. Sultan, cuma namazı dönüşü Topkapı Sarayı’nda atı üzerinde vefat etti. (13 Aralık 1754)

III.Osman: Sultan III. Osman’ın tebdil kıyafetle gezmeleri meşhur olup bu gezilerinde kendini “Edirneli Osman Ağa” olarak tanıtır. Halkın içinde olması, onların ihtiyaçlarını yakından görmesini sağlar ve bu sıkıntıları karşılamaya çalışır.

III.Mustafa: 21 Ocak 1774 Cuma günü Ayasofya’da Cuma namazı için okunan ezan esnasında Sultan III. Mustafa vefat eder. Kaynaklarda samimî, iyi kalpli, merhametli, hayırsever ve cömert bir padişah olarak anlatılan Sultan III. Mustafa, dindar tabiatlıdır, sabah namazlarının çoğunu tebdil kıyafetle Ayasofya’da kıldığı rivayet edilir.

II.Mahmud: II. Mahmud önce amcası III. Selim’in tahttan indirilmesini, (1807) ardından ağabeyi IV. Mustafa’nın tahta çıkışını, III. Selim’in katlini, Alemdar Mustafa Paşa’nın ağabeyini tahttan indirme çabalarını ve kendi hayatına kastetmek isteyenleri gördü. Yaralı olarak kurtularak tahta çıktı. (28 Temmuz 1808) Darbelere ve karşı darbelere şahit olarak başlayan saltanatı, büyük mücadelelerle sürdü, Osmanlı tarihinde pek çok ilki gerçekleştirerek sona erdi.

V.Murad: Tahta çıkışından beş gün sonra Sultan Abdülaziz’in Fer’iye Sarayı’ndaki odasında ölü bulunduğuna dair haberi kahvaltı sofrasında alan Sultan V. Murad şok geçirerek bayılmıştır. Aradan on bir gün geçtikten sonra eski padişahın kayınbiraderi Kolağası Çerkez Hasan Bey, eniştesinin ölümünden mesul gördüğü Hüseyin Avni Paşa’yı Meclis-i Vükelâ toplantısı esnasında baskın düzenleyerek öldürmüştür.

II.Abdülhamid: On bir yaşında annesini kaybetmesi ruhunda derin izler bıraktı. Babası Sultan Abdülmecid’in kendisinden ziyade ağabeyi V. Murad’a yakınlık göstermesi ile çocuk yaşta yalnızlıkla mücadele etmeyi öğrendi. Kimse padişah olacağına ihtimal vermediği için sarayda itibar görmedi. Ne kendisi saray hayatını sevdi ne de saraydakiler içine kapanık şehzadeyi.

Mehmed Reşad: Osmanlı tarihinin tahta en yaşlı çıkan padişahı oldu. Belki de kendine bıraksalar padişah olmayı değil bir köşede ibadetiyle meşgul olmayı tercih ederdi. Buhranlı yıllar, yaşlı ancak devlet tecrübesi olmayan padişahı daha da yordu. Meşrutî yönetim olduğu için icranın başı sadrazamdı. Padişahın idaredeki etkisi iyice azalmış, yönetim İttihat ve Terakki, sadrazam ve hükûmetin kontrolüne geçmişti.

Vahdeddin: Saltanat sırası Sultan Abdülaziz’in oğlu Yusuf İzzeddin Efendi’deydi. Onun anî ölümü üzerine (1 Şubat 1916) önce veliaht, ağabeyi Sultan Reşad’ın da vefatı üzerine de padişah oldu. Babasını altı aylıkken, annesini de dört yaşında iken kaybetti. Anasız babasız olmanın ruhî yapısındaki eksikliğini hissederek büyüdü. Kendinden on dokuz yaş büyük ağabeyi Sultan II. Abdülhamid tarafından himaye edildi. Ağabeyini baba gibi gördü.

YİTİK HAZİNE YAYINLARI

VN:F [1.9.3_1094]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.3_1094]
Rating: 0 (from 0 votes)